ÖZGÜR DUR ; KALBİN GENİŞLESİN !

TEOG tartışması veya şapkadan tavşan çıkarmak
19-09-2017

Abdulbaki DEĞER

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen gün katıldığı bir TV programında eğitime ilişkin değerlendirmelerde bulunurken TEOG sınavına karşı olduğunu belirterek yeni bir tartışma başlattı. Yeni eğitim-öğretim sezonu başlarken ve yaklaşık iki ay sonra öğrenciler 1.TEOG sınavına girecekken yapılan bu açıklama hem MEB hem de öğrenci ve veliler için sürpriz oldu. Zira ne kamuoyunda ne de MEB’de konuya dair tartışma söz konusuydu. MEB bu kısa süre içerisinde beklentiye uygun bir çözüm üretmeye çabalayacak, kamuoyu da eğitim camiası da acaba şapkadan ne çıkacak beklentisi içinde keşfedilecek çözümü bekliyor.

Sayın Cumhurbaşkanı ‘TEOG’u istemiyorum’ dedi ancak bu ‘istemiyorum’un gerekçesi olarak neyi kodladı, onu bilmiyoruz. O gerekçeyi bilsek meseleyi daha sağlıklı tartışma imkânımız olacak. Diğer hadiselerde olduğu gibi bir tartışmayı yürütmek için Erdoğan’ın ön açmasını bekleyen pek çok kişi de TEOG’un kaldırılmasını pek yerinde olduğunu ifade etmeye başladı. Bunlar da agoramızın ahvaline, vaziyetine ışık tutuyorlar varlıklarıyla. Meseleyi bilmeyen birisi zanneder ki yıllardır TEOG diye keyfi bir uygulama öğrencilerin başına musallat edilmiş.

TEOG’u doğuran şartların ne olduğunu bilmezsek nasıl bir çözüm arayacağımızı bilemeyiz. Mesele ilginç bir hal almaya başlıyor ancak sorun son derece basit esasında. TEOG’un açılımından başlayalım: Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş sınavı. Temel eğitim nedir? İlkokul ve ortaokulu kapsayan eğitim. Ortaöğretim ise hepimizin bildiğe ismiyle Lise. Peki, ortaokuldan liseye geçerken niye sınava ihtiyaç duyuyoruz? Çünkü farklı türlerde liselerimiz mevcut. Ne demek bu? Yani Fen Liselerimiz var, Anadolu Liselerimiz, imam-Hatip Liselerimiz var, Mesleki ve Teknik Liselerimiz var vs. Bir de türleri aynı olsa bile liseler arasında kalite farkı var. Yani Ankara Fen Lisesi ile Çubuk Fen Lisesi bir değil. Beklentimizden, istek ve arzularımızdan bağımsız fiili bir kalite farkı var. Dolayısıyla en iyi, iyi, orta gibi nitelenebilecek ve farklı türde okullar sistemimizde olduğu müddetçe –ki hep olacaklar- liselere öğrencileri bir ölçüte göre yerleştirmeniz gerekiyor. Bir kriter koymanız gerekiyor. TEOG’un mevcudiyeti ve meşruiyeti de buradan geliyor. Keyfi değil, zorunlu bir kriter. Peki, bu ölçüt illa TEOG olmak zorunda mı?

Doğru ve haklı bir soru? MEB her öğrencinin biricik olduğunu, ilgi, istidat ve kabiliyeti ile farklı olduğunu kabul ediyor. Bu kabul sadece akademik performansı ölçen TEOG’un meşruiyetini zedeliyor. Zira TEOG altı dersten (Matematik, Fen, Türkçe, Yabancı Dil, İnkılap ve Din) bilginizi ölçüyor. Ancak Liseye yerleşirken sadece TEOG puanınız etki etmiyor. Okuldaki diğer dersleriniz etki ediyor. Yine bu derslerden olduğunuz diğer yazılılarınız etkili oluyor. Ayrıca 6. ve 7. Sınıf başarınız etki ediyor. Ancak bugünkü tartışmamız anladığım kadarıyla böyle bir ihtiyaçtan, böyle bir itirazdan dolayı yapılmıyor. 2005 yılında MEB LGS yerine OKS sınavını getirdi. 2007 yılında OKS yerine üç aşamalı SBS sınavına gidildi. 2010 yılında üç aşamalı sınav kaldırıldı tek sınava bağlandı. Nihayetinde 2014 yılında bugün tartıştığımız TEOG getirildi. Burada mesele TEOG, SBS veya OKS değil. Bunlar başka problemlerin sonuçları da değil. Bunlar var olan bir durumu organize etmeye, süreci toplumsal bir probleme dönüştürmeden yürütmeye dönük çözüm önerileridir. Her birinin kendi içerisinde eleştirilebilir tarafları var ve ilgileri tarafından da eleştiriliyor. Ancak eğitim sistemimizin malul olduğu temel problemlere odaklanmak yerine hiçbir şey yapamayacağımız veya yapsak bile ancak adını değiştirebileceğimiz yerlerde enerji tüketmenin bir anlamı var mı?

Cumhurbaşkanı ve Başbakan konuyla ilgili görüşüp kaldırılması noktasında mutabık kalmışlar. Mutabık kalmalarını sağlayan gerekçeyi keşke açıklasalar da kamuoyu olarak bizde ikna olsak. TEOG sınavına olan karşıtlığın gerekçesi anlaşılır değil ve anlaşılan şey de makul değil. Zira yukarıda belirttiğim gibi mesele TEOG sınavının olup olmaması meselesi değil. Mesele türleri ve başarı düzeyleri farklı ortaöğretim kurumlarını barındıran bir kademeye öğrencilere hangi kriterlere göre yerleştireceğinizdir. TEOG sınavının da anlamı buradan geliyor. Kaldırdığınızda da yerine bir şey koymanız gerekiyor. Bunun adı SBS idi, OKS, idi, TEOG oldu, yarın MEOG olur, başka bir şey olur. Ama her halükarda bir ölçüt koymanız gerekiyor. Türkiye gibi bir ülkede mevcut şartlar içerisinde okul puanları üzerinden yerleştirme yapacağız dediğinizde meseleyi kaotİk-istismara açık bir hale havale etmiş olursunuz. Yine ‘herkes evine yakın olan okula gitsin’ yaklaşımı da çok nahoş ve gerçekçi olmayan bir vaziyeti yansıtıyor. Bu devletin, MEB’in veya bir başka merciinin vereceği karar değil. Sizin yapacağınız şey okulların şartlarını açıklamak ve bu şartların delinmemesi, istismar edilmemesi için denetlemektir. O şartları karşılayan öğrenciler-veliler hangi okulu tercih ediyorlarsa o okulu tercih ederler. Nitekim okul seçimi sadece puan üzerinden değil, ulaşım, sosyo-ekonomik çevre-güvenlik vs. gibi pek çok kriter üzerinden yapılıyor ve veliler devletten de MEB’den de çok kendilerini düşünüyorlar, kendi haklarını korumayı biliyorlar.

Elbette TEOG bu iş için bulunabilecek en iyi yöntem değil. Ancak düzeltilmesi gereken hususların eleştirilerle-alternatiflerle dile gelmesi gerekirken maalesef iş ülke gündemine sanki yanlış bir anlaşılma üzerinden gelmiş izlenimi uyandırıyor. Zira TEOG'u ortaya çıkaran husus bellidir ve bu hususu aşmaya dönük bir şeyi anlık bir aydınlanmayla keşfetmeniz veya icat etmeniz mümkün değil. Nitekim Cumhurbaşkanı'da konuşmasında bu zarureti üniversiteler için kabul ediyor. ‘Liseye gitsin öğrenciler sonra sınava girsinler, sayısal sözel neyse ona göre yerleşirler’ diyor. Üniversite için kabul ettiğiniz ölçüt hangi gerekçe ile var ve meşru ise TEOG da o açıdan var ve onun için meşru. Tekrar söylemekte yarar var: Bu sınavın eleştirilecek yönleri mevcut. Ancak bugünkü çözüm tarzımız ve yaklaşımımız bizi bulunduğumuz noktadan geriye götürecek endişesi uyandırıyor. O yüzden yükseköğretime yerleşmeyi dolayısıyla milyonlarca insanın hayatını-statüsünü doğrudan şekillendiren bir sınav ve dönemle ilgili yapılacak düzenlemelerin ve açıklamaların mevcuttan geriye götürecek şekilde olmaması çok önemlidir. Belirli bir düzeyde işleyen, öğrenci-eğitimciler ve veliler nezdinde meşruiyeti de sağlanmış bir düzenlemeyi sil baştan ele almayı gerektiren hiçbir meşru gerekçe göremiyorum. Hele hele silseniz bile benzerini yerine benzerini koymaya mecbur iseniz. Bir mucizeyle herkesi istediği okula yerleştiremeyeceğinize göre bir ölçüt koyacaksınız ve bu ölçütte aşağı yukarı bugünkü (TEOG) gibi bir ölçüt olacak.

O yüzden 1 milyon 300 bin öğrencinin bu yıl gireceği sınavın 'şapkadan tavşan çıkarır' tarzda tartışmaya açılmış olması söz konusu öğrenciler ve velilere başta olmak üzere tüm eğitim camiası için nahoş bir sürpriz olmuştur. Şunu unutmamız gerekiyor; köşede zor günler için bekleyen ‘her derde deva bir çözümümüz’ yok. Hele hele kamusal alanda konuşulmamış, tartışılmamış, belirli bir seviyeye getirilmemiş bir konuda MEB’den çözüm üretmesini beklemek kelimenin gerçek anlamıyla şapkadan tavşan çıkarmasını umma hayalciliğidir. Oysa şartlar, koşullar, imkânlar bellidir. Üretilebilecek çözüm seçenekleri de bellidir ve bunların içinde şapkadan tavşan çıkarmak bulunmuyor maalesef. 19.09.2017

Önceki Yazılar
Yukarı